Akbaşoğlu, TBMM’de basın toplantısı düzenledi.

Akbaşoğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 7. Olağan Kongre’de bölgesel, küresel mesajlar içeren manifestoyla hem millete, hem insanlığa seslendiğini belirterek, “Bu kongremizin vermiş olduğu en önemli mesaj, güven ve istikrar içinde büyük ve güçlü Türkiye’nin öncülüğünde adil ve merhametli yeni bir dünya kuralım. Bu çağrıya özetlenebilecek bir manifesto netliğindeki kongremizde, selamlama konuşmalarında 81 vilayetteki 84 milyon insana duygu ve düşüncelerini ifade ederek Cumhurbaşkanımız konuşmalarına başladı.

Tarımdan sanayiye, ulaşımdan dış politikaya, eğitimden sağlığa kadar Türkiye’nin nereden nereye geldiğiyle ilgili mukayesede bulundular. Afrika, Avrupa, Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu’da Türkiye’nin bölgesinde nereden nereye geldiğiyle ilgili bir mukayese söz konusu oldu. Ardından da tarihi nitelikle Türkiye’nin artık medeniyet nöbetini devralmaya hazır olduğunu da bütün dünyaya ilan ettiler. Bu manifesto bundan sonraki yol güzergahımızın çok önemli bir merhalesidir. Yeni bir dönemin yeni bir başlangıcın da adıdır” ifadelerini kullandı.

İstanbul Sözleşmesi’ne ilişkin olarak Akbbaşoğlu, “İstanbul Sözleşmesi’yle şunu açıkça ifade etmek istiyorum: 60 yıllık uygulama neyse uluslararası sözleşmelere ilişkin çekilme kararına dönük, aynı uygulama yapılmıştı. Hiçbir yetki gaspı yapılması söz konusu değildir. Yasama yürütme arasındaki münasebetler, kendi görev ve yetki alanları içinde icra edilmiştir ve edile gelmektedir. Herhangi bir yetki gaspı asla ve kata söz konusu değildir. Bununla ilgili mevzuatı sizlerin takdirlerine sunmak istiyorum: CHP hükümeti döneminde Başbakan İnönü iken, 11 Haziran 1963 tarihli, 244 sayılı bir Kanun Meclis’ten geçiyor. Bu kanunun adı, ’Bazı Andlaşmaların Yapılması İçin Cumhurbaşkanına Yetki Verilmesi Hakkında Kanun.” Dolayısıyla anlaşmaların yapılmasıyla ilgili Cumhurbaşkanına yetki veren bir kanun. Milletimizin kararıyla, milletimizin onayıyla Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilmesi söz konusu olunca Haziran 2018 seçimleriyle, 15 Temmuz 2018 yılında bir Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılıyor. 1982 Anayasasında yürütmeye ilişkin konuların Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenebileceğine ilişkin Anayasal hüküm gereğince bir kararname çıkarılıyor. Bu kararnamenin 3. maddesinde aynen, 1963 tarihli 244 sayılı kanunun metni yer alıyor ve parlamenter sistemde Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kuruluyla beraber yürütme yetkisi kullanılırken, 2018’de yürürlüğe giren Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle yürütme yetkisinin doğrudan milletin seçtiği cumhurbaşkanınca kullanılacağı hükmü net bir şekilde anayasada yer alıyor. Anayasanın 90. Maddesinde bir uluslararası antlaşmanın üç merhaleden geçerek usulüne uygun şekilde yürürlüğe girdiği gerçeğiyle karşılaşıyoruz. Bir uluslararası sözleşme önce yürütme organı tarafından imzalanıyor, yürütmece imzalanan bu sözleşme daha sonra TBMM’ye, yasama organına geliyor. Meclisçe bu uluslararası sözleşmenin yürütme tarafından onaylanmasının uygun bulunmasına ilişkin kanun çıkarıyor. Bu kanun ile meclis, yürütmeye yani Cumhurbaşkanına izin veriyor, ‘bu uluslararası sözleşmeyi onaylayabilirsiniz, sizi yetkilendiriyorum, ister onaylayın ister onaylamayın’ diye yetki, izin veriyor. Yasamanın faaliyeti bundan ibarettir. Sonra üçüncü aşamada da Meclisin kabul ettiği kanunun onaylanması yürütme organı olan Cumhurbaşkanınca icra ediliyor. Yürütmenin imzası, yasamanın kanunla uygun bulması ve yürütmenin onaylamasıyla usulüne uygun bir şekilde yürürlüğe girmiş oluyor. Gerek 1963 tarihli kanun, gerekse Cumhurbaşkanlığı 9 no’lu kararnamesi, idare hukukunun temel esası olan usulde paralellik ilkesi gereğince bir idari işlemi kim onaylamışsa o idari işlemi kaldırma yetkisini de aynı makama ve merciye veriyor” dedi.

Avrupa’da 11 ülkenin sözleşmeye onay vermediğini hatırlatan Akbaşoğlu, “Hatta Polonya’nın bu sözleşmeden çıkma iradesini gösterdiği de, İngiltere ve diğer Avrupa ülkelerinin uygulamalar çerçevesinde ortaya çıkan süreçleri içindeki durumlara dönük bu sözleşmeyi onaylamadığı görülüyor. Asla ve kata kadın haklarına bir halel gelmeyecektir. Asla ve kata AK Parti iktidarlarının kadına şiddete sıfır tolerans ve davranışında bir değişiklik olmayacaktır. Zira, anayasa, medeni kanun, 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Şiddetin Önlenmesi Hakkında Kanun yürürlüktedir. Dolayısıyla İstanbul Sözleşmesinin iptaliyle ilgili durumda herhangi bir yasal boşluk söz konusu değildir. Bu konuda kamuoyunu hiç kimsenin aldatmaması lazım gelir” ifadelerini kullandı.

İstanbul Sözleşmesi gibi başka sözleşmelerden de çıkma yetkisi olup olmadığına dair soruya Akbaşoğlu, “Sayın Meclis Başkanımız da aslında konuşmasında mümkün ile muhtemel arasındaki farkı ortaya koyacak bir açıklama yapmıştı. Bir şeyin yapılabilir olması başka, yapılması başkadır. Dolayısıyla kanuni anlamdaki düzenleme nedir ne değildir, bunu net şekilde ortaya koymak gerekir. Gerek 1963 tarihli 244 sayılı Kanun, gerekse bu çerçevede bu hükümleri yeni hükümet sistemi çerçevesine uyarlayarak, adapte ederek yürürlüğe koyan Cumhurbaşkanlığı 9 no’lu kararnamesi aynı anlamı ihtiva etmekte ve uluslararası antlaşmaların nasıl yürürlüğe gireceğini ve nasıl feshedileceğini düzenleyen çerçeveyi ortaya koymaktadır. Dolayısıyla hukuki çerçeve nedir bunun cevabına dönük bir açıklama olarak görmek gerekir. Bunu magazinsel anlamda farklı noktalara çekmek doğru değildir” diye konuştu.

(Ahmet Umur Öztürk/İHA) Kaynak : İHA